Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bölümü

Panel: Barış Pınarı Harekatı, Stratejik Hedefler ve Uluslararası Yansımaları


 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve huzuru getirmek amacıyla Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve Deaş terör örgütlerine karşı başlattığı Barış Pınarı Harekatı ve harekat çevresinde oluşan gündem, bölümümüz tarafından 18 Ekim Cuma günü Başakşehir Yerleşkemizde düzenlenen bir panelde masaya yatırıldı. Bölüm Başkanımız Doç. Dr. Talha Köse’nin moderatörlüğünü yaptığı “Barış Pınarı Harekatı, Stratejik Hedefler ve Uluslararası Yansımaları” başlıklı panelde, Üniversitemiz öğretim üyeleri Doç. Dr. Burhan Köroğlu ve Dr. Hakkı Öcal ile İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Serhan Afacan konuştu.

“17 Ekim İtibariyle Türkiye ve ABD Arasında Varılan Uzlaşmayla Zaten Türkiye’nin Başından Beri İstediği Aşamaya Gelindi”

Panelin açılışında tarihî bir dönemde olduğumuzu belirten Doç. Talha Köse, bölgemizde yaşanan gelişmelerin uluslararası düzeyde ciddi etkilere ve etkileşimlere kapı araladığını; işin tarihi, siyasi, askeri, psikolojik, medya, ekonomik vd. gibi birçok boyutu olduğunu söyledi. Barış Pınarı Harekatı’nın 9 Ekim’de başladığını fakat diplomatik ve siyasi açıdan yoğun ve uzun bir sürecin ardından harekata başlandığını hatırlatan Doç. Köse, nihayet 17 Ekim itibariyle Türkiye ve ABD arasında varılan uzlaşmayla zaten Türkiye’nin başından beri istediği aşamaya gelindiğini ifade etti. Anlaşmanın operasyonun seyrini ve sonrasındaki gelişmeleri ciddi bir şekilde etkileyeceğini de sözlerine ekledi.

“Suriye Bir Yıkımla Karşı Karşıya”

Panelde ilk sözü Medya ve İletişim Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Hakkı Öcal aldı. Ortadoğu’daki ülke ve rejimlerin, bizzat İngiltere, ABD, Fransa gibi Batılı ülkelerce şekillendirildiğini, bu rejimlerin toplumsal hiçbir karşılığı olmadığını hatırlatan Öcal, on yıllardır bu coğrafyalarda yaşanan sorunların müsebbibinin de sayılan devletler olduğunu söyledi. “Her kim Arap Baharı’nı Suriye’ye ihraç ettiyse, bunun en kötü etkisinin Suriye’de olacağını da biliyordu” diyerek sözlerine devam eden Hakkı Öcal, mevcut durumda Suriye’nin eğitim, sağlık vb. her alanda nerdeyse bir yıkımla karşı karşıya olduğunu belirterek, “bugün Suriye’de bir barış hakim olsa dahi, ülkenin gelecek 10 yılını bir felaket bekliyor. Durum o kadar kötü” değerlendirmesinde bulundu.

2007 yılında “Armed Forces” adlı bir dergide Ralph Peters adlı emekli bir ABD subayının “Blood Borders” yani Ortadoğu’da kan bağını esas alan bir yapılanmayı ve haritayı savunduğunu aktaran Öcal, bunun NeoCon’ların bölgeye dair yeni bir yorumu olarak okunması gerektiğini belirtti. Peters’in, Ortadoğu’da 20. yy.’da İngiliz ve Fransızların geliştirdiği stratejinin kan bağını ihmal ettiği için başarısızlığa uğradığını, bunun kan bağı esas alınarak çizilecek sınırlarla bertaraf edilebileceğini savunduğunu söyleyen Öcal, Peters’in çizdiği Ortadoğu haritasının o tarihten sonra ABD’nin Ortadoğu siyasetini belirleyici etkisinden söz etti.

“Amerika bölgeden çıkacak mı, çıkmalı mı” sorularının cevaplarını öngörmenin zor olduğunu belirten Hakkı Öcal, “ben ABD’nin bölgeden çıkmaması gerektiğini düşünüyorum, ta ki yıktığını onarana, onarım için gereken maddi desteği verene kadar. Yaptıklarının bir bedeli olmalı” diye konuştu. Türkiye-ABD ilişkilerinin inişli çıkışlı bir seyir izlemeye devam edeceğini, fakat esas miladın 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçimi olacağını düşündüğünü de sözlerine ekledi.

“Arap Halkları Demokratik Bir Düzenin Özlemini Duyuyor ve Türkiye’yi Örnek Alıyor”

İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Doç. Dr. Burhan Köroğlu ise, “bugün coğrafyamızda yaşananlar, 200 yıldır devam eden bir krizin tabii sonuçlarından sadece birisi” sözleriyle başladığı konuşmasında, Arap Ligi’nde yer alan bazı ülkelerin hâlâ Batı tarafından “tehlikeli” görüldüğünü ve bunların öteden beri değiştirilmek, zayıflatılmak ve daha çok kontrol edilebilir hale getirilmek istendiğini belirtti. “Arap Baharı kabul edelim ki romantik bir süreçti ama Arap toplumları ve kanaat önderleri açısından bir umudu da temsil ediyordu” sözleriyle konuşmasına devam eden Doç. Köroğlu, Ortadoğu’da yaşayanların özgürlük ve demokratik düzen özlemlerinin her geçen gün arttığını, refahın adil bir şekilde dağılımını talep ettiklerini, modernleşme ve dışa açıklık noktasında istekli olduklarını, ki zaten çağın ruhunun da bunu gerektirdiğini sözlerine ekledi. Gerek Arap toplumlarının gerekse de Arap entelektüellerinin Türkiye’yi örnek alınacak bir model olarak gördüklerini ifade eden Doç. Köroğlu, bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Arap Baharı’nın başarısız olmasının en önemli sebebi olarak ABD ve Avrupa’nın bu topraklarda demokratik bir düzen istememelerini gösteren Doç. Köroğlu, buna rağmen bu arzu, özlem ve taleplerin halen bu ülkelerin insanlarında var olduğunu vurguladı.

Barış Pınarı Harekatı’yla gelinen aşamayı da değerlendiren Doç. Burhan Köroğlu, “Dengesiz, herhangi bir ilke ve duruştan yoksun uluslararası güçler karşısında Türkiye’nin tutarlı, ilkeli, insanî odaklı ve dengeli bir politika izlediğinin altını çizmek lazım.” diyerek, Türkiye’nin izlediği politikanın Arap dünyasında olumlu yönde önemli bir karşılık bulduğunun rahat bir şekilde müşahade edilebildiğini de kaydetti.

Ülkemizin, yakın geçmişe kadar bölgeyi tanımaya dönük altyapısının ve çabasının yetersiz olduğunu kaydeden Doç. Burhan Köroğlu, bu coğrafyadaki tarihsel birikim ve derinliğimizi yeni yeni keşfettiğimizi, bunun yanı sıra Ortadoğu coğrafyasının çok dinamik, bölgedeki insan kaynağının da çok zengin olduğunu sözlerine ekleyerek; Avrupa’nın ürettiği suni, kırılgan modelin yerine, artık bölge halklarıyla kendi modelimizi üretmek zorunda olduğumuzu vurguladı. Aramızdaki sorunların esasında Batı’nın ürettiği yapay sorunlar olduğunu da hatırdan çıkarmamamız gerektiğini ifade etti.

“Türkiye ile İran Vizyonları Arasındaki Makas Giderek Açılacak”

“Barış Pınarı Harekatı, Stratejik Hedefler ve Uluslararası Yansımaları” panelinde, İran’a dair çalışmaları olan İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Serhan Afacan da bir konuşma yaptı. Ortadoğu’da belirginleşmiş üç vizyon olduğunu, bunların Türkiye, Körfez ekseninde Arap ülkeleri ve İran’ın vizyonları olduğunu söyleyen Dr. Afacan, İran’ın vizyonunun “başıbozukluk” olarak tanımlanabileceğini kaydetti. ’73 Petrol Krizi’nden beri uluslararası sistemden yavaş yavaş kopan ve bölgede devlet dışı aktörlere yatırım yapmaya başlayan bir İran’la karşı karşıya olduğumuzu belirten Afacan, bu aktörlerin sadece Hizbullah’tan ibaret olmadığının da altını çizdi.

İran’ın elindeki kartların fazla olduğunu ve bu coğrafyada net bir şekilde mezhepçilik yaptığını fakat bunun rasyonel ve sürdürülebilir bir dış politika olmadığını belirten Serhan Afacan, Barış Pınarı Harekatı ve varılan uzlaşmayla en fazla oyunu bozulan ülkenin İran olduğunu sözlerine ekledi. Afacan, “bölgede ortaya çıkan çatışmanın bir vizyon çatışması olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda ve gelinen nokta, Türkiye ile İran vizyonları arasındaki makasın giderek açılacağını söyleyebilirim” değerlendirmesinde bulundu.

Panel, soru-cevap faslıyla sona erdi.

Yıldız (*) işareti olan alanlar zorunludur