Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi tarafından düzenlenen panel serisinin ikincisi, “Körfez’de Savaş ve İran: Bölgesel Çatışmadan Küresel Krize” başlığı altında 21 Nisan 2026 tarihinde Teoman Duralı Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.
Moderatörlüğünü Dr. Gökhan Ereli’nin üstlendiği panelde Dr. Mustafa Caner, Doç. Dr. Mustafa Yetim ve Dr. Hamdullah Baycar konuşmacı olarak yer aldı. Panelde İran’ın bölgesel stratejisi, Körfez ülkelerinin değişen konumlanması ve Hizbullah ekseninde yaşanan kırılmaların küresel krize dönüşme dinamikleri derinlemesine ele alındı.
Panelde bölgedeki gerilimin güncel bir kriz olmaktan öte, köklü bir tarihsel sürecin uzantısı olduğu vurgulandı. İran’ın iç siyasetindeki dönüşüm bu bağlamda kritik bir değişken olarak öne çıkarıldı. Mücteba Hamaney’in liderlik beklentileri ışığında şekillenen yeni dönemde Tahran’ın diplomatik çözüm arayışlarından uzaklaşarak daha radikal ve sert bir tutum benimsediği ifade edildi.
Özellikle İran’ın ABD ile sürdürdüğü asimetrik güç mücadelesinde Körfez ülkelerini stratejik bir baskı aracı olarak araçsallaştırdığı değerlendirildi. Bu süreçte Tahran’ın askeri ve mali hedefler üzerinden bölgeyi baskı altına alarak nihayetinde küresel sistemi ve ABD ekonomisini sarsmayı amaçladığı belirtildi. Çin ve Rusya’nın bu denklemdeki varlığı ise hissedilir bir destek olarak görülse de henüz tam anlamıyla açık bir iş birliği zeminine oturmadığı tespiti yapıldı.
Körfez ülkelerinin pozisyonu değerlendirilirken, bu aktörlerin savaşın doğrudan tarafı olmasalar da çatışmalardan en çok etkilenen kesim olduklarının altı çizildi. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin İbrahim Anlaşmaları ve İsrail ile kurduğu stratejik ittifak nedeniyle öncelikli hedef haline geldiği vurgulanırken, Katar’ın diplomatik manevra alanının daralmasıyla yaşadığı zorluklar tartışıldı.
Bölge ülkeleri arasındaki Suud-BAE ve Katar-Bahreyn rekabeti gibi iç anlaşmazlıkların ortak bir savunma refleksi geliştirmeyi ciddi biçimde zorlaştırdığı ifade edildi. Bununla birlikte, savaş sonrası dönemde İran ile Körfez arasındaki diplomatik köprülerin tamamen yıkılmayabileceği öngörüsü paylaşıldı.
Panelin son bölümünde 2024 yılında yaşanan İsrail-Hizbullah çatışmalarının bölgedeki dengeleri nasıl değiştirdiği ele alındı. Sembolik değeri Hamaney’den bile farklı bir noktada konumlandırılan Hasan Nasrallah’ın kaybının, direniş cephesi için derin bir kırılma noktası oluşturduğu vurgulandı. Ancak Hizbullah’ın Lübnan ordusunu aşan askeri kapasitesi ve köklü iç yapılanmasıyla direncinin henüz tamamen kırılmadığı ve örgütün karizmatik liderlik kaybına rağmen kurumsal hafızasının ve operasyonel derinliğinin sürdürülebilirliğine dikkat çekildi.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması tartışmaları ve Lübnan-İsrail ilişkilerinin geleceği, bölgedeki asimetrik caydırıcılık dengesinin en kritik unsuru olarak panelin kapanış gündemini oluşturdu.
Panel, Körfez’deki çatışma dinamiklerinin artık bölgesel sınırları aştığı ve küresel güç mücadelesinin ayrılmaz bir parçasına dönüştüğü vurgusuyla sona erdi.