İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi tarafından düzenlenen ilk panel, “Körfez'de Savaş: Bölgesel Düzenin Krizi” başlığı altında, 7 Nisan 2026 tarihinde Medya ve Etkinlik Merkezi Etkinlik Salonu’nda gerçekleştirildi.
Moderatörlüğünü Prof. Dr. İsmail Numan Telci’nin üstlendiği panelde Doç. Dr. Mustafa Yetim, Dr. Ömer Behram Özdemir ve Dr. Gökhan Ereli konuşmacı olarak yer aldı. Panelde mevcut krizin bölgesel dengeleri nasıl yeniden şekillendireceği, değişimin hangi dinamikler üzerinden gerçekleşeceği ve yeni bir askeri yerleşim dalgasının görülüp görülemeyeceği soruları farklı perspektiflerden ele alındı.
Panelde öne çıkan değerlendirmelerden biri, yaşanan gelişmelerin beklenmedik olmadığı yönündeydi. Gazze çatışmasının bölgesel ölçeğe yayılacağının önceden öngörüldüğü belirtilirken, Gazze’nin kimliksizleştirilmesi sürecinin bu genişleme boyutuna açıkça işaret ettiği ifade edildi. Bu noktada Gazze’ye yönelik uygulanan sistematik politikaların yalnızca yerel bir çatışma olmaktan çıkıp bölgesel güç dengelerini kökten sorgulatan bir kırılma noktasına dönüştüğü vurgulandı.
Bölgedeki aktörleri tanımlarken “Şii hilali” kavramı yerine “milis hilali” ifadesinin tercih edilmesinin önemine dikkat çekildi. Bu kavramsal tercihin, mezhepçi bir okuma yerine daha kapsayıcı bir analitik çerçeve sunduğu kaydedildi. Söz konusu yaklaşımın bölgedeki vekâlet yapılarının salt mezhepsel kimlikler üzerinden değil, askeri-stratejik işlevsellik temelinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmesi bakımından önem taşıdığına dikkat çekildi.
Bölgedeki geleneksel blok yapısının üç temel eksen üzerinden çerçevelendi: İran’ın temsil ettiği revizyonist cephe, Suudi Arabistan öncülüğünde Körfez ülkelerinin sürdürdüğü statükocu cephe ve İsrail’in istikrarsızlığı temel alan revizyonizmi. Bu üçlü yapının artık statik bir denge değil, dinamik bir çatışma alanı ürettiği ve her bir aktörün diğerlerinin hareket alanını doğrudan daralttığı ifade edildi.
Panelde krize jeopolitik perspektiften yaklaşan değerlendirmelerde ise Körfez bölgesinin ABD’ye yapmış olduğu yaklaşık 3,5 trilyon dolarlık yatırıma rağmen güvenlik şemsiyesinin başarısız olduğu, bölgenin tarafsızlık kalkanının ortadan kalktığı ve jeopolitik dokunulmazlığın fiilen sona erdiği vurgulandı. Bu tespit, ekonomik yatırımların tek başına güvenlik garantisi oluşturamayacağını ve Körfez ülkelerinin uzun yıllardır sürdürdüğü “güvenliğin dışarıdan satın alınması” stratejisinin yapısal bir krizle karşı karşıya olduğu tespitinde bulunuldu.
İkili bağımlılık ilişkilerinden kolektif bölgeselciliğe geçiş ihtiyacına dikkat çekilirken, ana tehdidin İran olarak algılandığı ancak İsrail’in çıkarlarının Körfez ülkelerinin çıkarlarının önüne geçtiği ifade edildi. Bu durum, Körfez ülkelerinin güvenlik mimarisinin kendi önceliklerinden ziyade dışsal aktörlerin stratejik hesapları doğrultusunda şekillendiği yönündeki eleştirel yaklaşımı güçlendirmektedir. Türkiye’nin bu dönüşüm sürecinde nasıl bir rol üstlenebileceği sorgulanırken, bölgeye girişin Körfez içi bir kriz üzerinden gerçekleştiğinin altı çizildi.
Panel, bölgesel krizlerin çok katmanlı yapısının ancak jeopolitik, güvenlik ve toplumsal dinamiklerin bütüncül bir şekilde değerlendirilmesiyle anlaşılabileceği ve mevcut düzenin sürdürülebilirliğinin ciddi biçimde sorgulanması gerektiği vurgusuyla sona erdi.